Efeler ve Zeybekler

16.6.2013 18:48:25

 

EFE VE ZEYBEKLER

 

  Gelme gelme:

  Öl, verdiğin ikrardan dönme

  Hala haldaş ol,

  Yola yoldaş ol,

  Haram lokma yeme,

  Engin ol, dost gönlünü incitme

  Doğru yürü, doğru gez, doğru söyle

  Düşkünün yanında ol, zalime boyun eğme.

  Bahtın açık, kılıcın keskin, yüzün cihanda ak ola.

  Düşmanın kör, gönlün şen, özün her dem pak ola

  Sığındığımız erler korktuğumuz yerden koruya,

  Şah-ı Merdan Ali  yardımcımız,

  Bozatlı Hızır gözcümüz, bekçimiz ola.

                                                          Zeybek Duası

 

Efe ve zeybeklik, Anadolu’da özellikle Ege bölgesinde, Osmanlı imparatorluğunun duraklama devrinde (17y.y. ile 20y.y. başları) ortaya çıkmış, erdemli, hak ve adalet arayışına yönelik gelenekselleşmiş bir başkaldırıdır. Başkaldırıyı yaratan, içinde bulunduğu, kendini çevreleyen tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşullardır. O dönemin Osmanlı imparatorluğuna baktığımızda; toprak mülkiyet sistemi ortaçağ Avrupa’sından değişiktir. Bu yapıda toprakların tamamına yakını belli bir gelir ve hizmet karşılığında has, timar ve zeamet adı altında dirlik olarak saraya yakın çevrelerce tahsis edilirdi. Bu saraya yakın çevrelerin neler yaptığını İslamoğlu efemizden öğrenelim: ,

 

‘’Biz dağa çıktık neden? Bütün memleketi beş on derebeyi ele almış; ırz, namus tehlikeye düşmüş. Halkı padişah adına haraca kesiyorlar, vergiyi onlar toplar. Ne yaptıklarını kimse bilmez. Muharebe olur onlar ‘’eşraftır’’ diye, ötekiler ‘’ulemadır’’ diye gitmezler. Giden, ölen hep zavallı ahalidir. Yeniçerileri kaldırdılar, başka yeniçeriler çıktı. Onlar baklava, börek yer halk kuru ekmek………….’’ Doğa boşlukları bağışlamaz, yukarıda efemizin dediği gibi, haksızlık ve adaletsizlik varsa, vurgun ve soygun düzeni topluma soluk aldırmazsa ve toplum bunalıp kalmışsa, mutlaka savunmaya geçen, hak ve adalet dağıtan birileri ortaya çıkar; bu boşluğu doldurur. Bu doğanın yasasıdır. Ve işte  zeybekler de, düzenin haksızlıklarına, yolsuzluklarına, buyruk ve öngörülerine boyun eğmeyen, bıçak kemiğe dayandığı ve sabredecek gücün kalmadığı koşullarda karşı koyan, sistemin çizdiği sınırlara sığmayan, acılarla yoğrulan ve canından başka yitirecek varlığı olmayan insanlar olarak bu boşluğu doldurmuşlardır.

Gerilimin yüksek olduğu dönemlerde dağa çıkar, gerilimin azaldığı yada kalktığı durumlarda yüze (düze) inerek merkezi ve yerel yönetimlere karşı koyarak düzeni sağlamaya çalışırlardı. Dağların zeybekler için özel bir anlamı vardır. Zeybekler için, öncelikle merkezi ve yerel karşıt güçlerin kolaylıkla giremediği, girse bile uzun süre kalamadığı ve denetim altına alamadığı, bu alanda yaşamını sürdürenlerin yaşadıkları ve gördükleri hakkında suskun kaldıkları bir dünyadır dağlar. Dağlar başkaldırının simgesidir.

Başkaldırıda, başkaldıran düzenin yasalarına ve yöneticilerine karşı suçludur. Oysa halk açısından bir kahraman, hak ve özgürlüklerin savunucusu, doğruluğun ve adaletin savaşçısı kabul edilir ve halk tarafından onaylanır. Başkaldırı bir bakıma hak ve özgürlüğün savunmasıdır. Başkaldırının iki yönü vardır. Bir yanı yiğitlik ve mertlik, diğer yanı tedirginlik, kuşku ve korku… Sosyal isyancı bunu yüreğinde taşır. Tedirginlik ve korku tedbire, yiğitlik ve mertlik sevgiye, iyimserliğe ve yardımseverliğe götürür.  Sosyal isyancılarla, soyguncu ve adi isyancılar arasındaki temel fark budur.

Efe ve zeybekliğin kökeni hakkında çok çeşitli iddialar, araştırmalar yapılmış fakat kesin bir sonuca varılamamıştır. Bu iddialar;

- Orta Asya kökenli Türkmen yürük obalarından mı?

- Egeli  levendat denizci tayfasından mı?

- Büyük Menderes havzasının en eski dağlı kavimlerinden mi?

- Ataları antik İonia ve Lidya kökenli Efesoslar mı?

- Antik Tiral (Aydın) kenti halkı mı?

- Eski Anadolu toplulukları Bakhoslar mı?

Bunlar çoğaltılabilir, kökeni nereden aldığı bilinmese de törenleri oyunları bakımından bunlardan etkilendikleri kesindir. Ama her nereden köken almışlarsa alsınlar töre, isim ve inançlarıyla Türk şefleridir.

Zeybeklik halka karşı saygı, ezilenleri gözetici ve koruyucu olmayı zorunlu sayan, kendi içinde sürekli, kendini denetleyen ve katı kurallardan oluşan bir yaşam biçimidir. Bu geleneksel yapıda yer alan bireylere ‘’zeybek’’, bu bireylerin öncülüğünü ve sorumluluğunu üstlenen zeybeğe ‘’efe’’, diğer yeni giren genç üyelere ‘’kızan’’ denilmektedir.

Efe erdemlerinden dolayı zeybekler tarafından törenle seçilir. Kızanı ise efe geleneksel bir törenle seçer. Zeybeklerin içinde en yetenekli, en olgun, en birikimli, en deneyimli olanı efe kendine yardımcı olarak zeybeklerden birini başzeybek seçer. Efeden sonra sorumluluk başzeybeğe aittir. Kararlar efe tarafından verilir ve bu kararlara itiraz edilemez. Zeybeklikte bu düzen bir gelenek bir töredir.

 

EFELİĞE GEÇİŞ TÖRENİ

Bir efenin ölümünde zeybekliğe özgü yas töreni düzenlenir. Efe dağda büyükçe bir kayanın üzerine yatırılır. Baş ve ayaklarına ardıç, çam veya meşe ağacından büyük bir ateş yakılır. Zeybekler, belli bir süre bağlama ile hüzünlü yas ezgileri çalarak, ağıtlar yakarak, deyişler söyleyerek ölünün çevresinde bu törene özgü zeybek oyununu oynarlar. Tören sırasında kızanlar oynamazlar sadece başları öne eğik töreni izlerler. Tören bitiminde efenin ölüsü, başkaları tarafından  bulunmayacak yalnızca kendilerinin bildiği bir gömütlüğe, büyük bir kaya dibine  yada dağ başlarına gömülür. Gömütün yitip gitmemesi için başucuna ardıç yada dut ağacı dikilir. Efenin ölümünden sonra zeybekler çeteden ayrılabilir, istemezse yeni bir çete oluşturabilir.

Efenin ölümünden sonra yeni efe seçimi yapılır. Efelik ciddi bir sorumluluk durumu olduğu için ince elenip sık dokunur. Yiğitliği, mertliği, korkusuzluğu, güzel ahlakı, yardımseverliği, düşkünleri koruması ve yetenekleriyle ünlenen, çeteyi yönetebilecek, gerekli disiplini sağlayacak, yeterli birikim ve olgunluğa sahip saygın ve sevilen birisi ancak efeliğe seçilebilir.

Efenin oğlu varsa ve bu niteliklere sahipse efe seçilebilir.

Efe seçimi, dağ başında, bir kaya dibinde, bir mağara önünde, bir sığınakta yapılır. Zeybekler efe seçimini yaptıktan sonra, efe olmasını istedikleri kişinin önüne sırayla silahlarını koyarlar. Sonrada uzanıp elini öperek başına götürür ve geri çekilirler. Bu davranışları kendilerine bu kişinin baş olmasını yani efelik yapmasını istediklerini ve efeliğini onayladıkları anlamına gelir.

Bu aşamadan sonra Bir efe dağda da olsa düzde de olsa efedir. Zeybek de nerede olursa olsun zeybektir. Zeybek olunduktan sonra olanca hayatının sonuna kadar öyle kalınır. Efelik ve zeybeklik halka göre onurlu ve erdemli bir iştir.

KIZAN VE KIZAN TÖRENİ

Kızan, efenin yönetiminde bulunan ve onun buyruğuyla hareket eden silahlı ve özellikle genç takipçileridir. Kızanların korunması, kollanması, yedirilmesi, içirilmesi, yetiştirilmesi gibi, görev ve sorumluluk üstlenmelerinden, eğitimlerinden, davranış kurallarını, gelenekleri, uyulması gereken koşullara kadar  öğretilmesi bir zeybeklik töresidir.

“Efeyi efe yapan kızanlardır” der ve kızan seçimine oldukça özen gösterirlerdi. Herkes kızan olamaz ve herkes kızanlığa kabul edilemez. Kızan olmak isteyen kişiyi, içinde bulunduğu koşulları, geçmişini, ayrıntılı bir şekilde araştırır, inceler, çevresini ve ilişkilerini öğrenir. Belli bir süre denemeye tabi tutulur sonra törenle kızan seçilirdi. Bu denemelerden bir tanesi şöyle anlatılır: ‘’Çakırcalı Kel Mehmet Efe ve zeybekleri bir gün Söke ovasından geçiyorlardı. Ovada kızlar başak topluyorlardı. İçlerinden bir tanesi vardı ki, zehir zemberek bir şeydi. Kıvracık beliyle eğiliyor, bükülüyor, öylesine hareketler yapıyordu ki değme güzellerde bulunmazdı. Çakırcalı Efe o sıralarda yanına Veli isminde birini almıştı. Çete mola halinde iken Veli dayanamadı.

-       Efe dedi, hele şu kıza bir bak.

Çakırcalı,

-       Baktım, ne olacak ki?

-       Hani şunu bir oynatsak mı?

Çakırcalı Efe’nin kan beynine sıçramıştı.

-       Canın karı oynatmak mı istiyor Veli?

-       Sen bilirsin efe.

-       O kızı al da gel.

Veli deli gibi  yerinden fırlayıp kızı yakalamaya koşmuştu. Yüz metre kadar ya ilerledi, ya ilerlemedi, Çakırcalı kuşağındaki mavzeri doğrulttu; ateş etmesiyle beraber Veli boş bir çuval gibi yere yuvarlandı. Efe çeteye hareket emri verdi ve kızanlarına,

-  Irz düşmanları bizimle gezemez. Irz düşmanlarının sonu budur diyerek Veli’yi gösterdi.  

Efenin kızandan beklediği en önemli beklenti, uyulması gereken kurallar çeteye uyum ve efeye bağlılıktır. Kızan için ise efe ve çete için her türlü zorluğu, sıkıntıyı ve ölümü göze alan kişi demektir.

Zeybeklik sıradan bir cesaret yada yiğitlik olayı değildir. İyi, etkin, yönlendirici ve namlı bir zeybek olabilmek için bir takım yeteneklere, belli bir birikime, olgunluğa, hızlı kavrama, değerlendirme ve karar verme yetilerine sahip olmak gerekir. Yalnızca gözü pekliğine ve cesaretine güvenenler kısa sürede vurulurlar.

KIZANLIĞA GEÇİŞ TÖRENİ

Kızan töreni Sabahın erken saatlerinde dağın zirvesinde bir defne ağacının altında gerçekleştirilir.

Defne ağacı zeybekler arasında kutsaldır. Söylencelere göre dibinde Hızır’ın yattığı söylenir. Bir çeşit totem, kesilmesi ve yakılması günah olan bir ağaçtır.Bulunduğu yerlerin bereketli olduğuna inanılır. Bu ağacın meyvelerini kutsal saydıkları için zeybekler silahlarına sürerler.

Efe diz çöker. Zeybekler ve kızanlar da halka yaparak yere diz çökerler. Kızan adayı ayakta durur.

Efe başını doğrultur, dumanlı dağlara, yalçın kayalıklara, derin uçurumlara ve yeni kızan adayına bakar. Kızan Efenin önüne eğilerek belindeki yatağanı (bıçak) çıkarır ve üç kez alnına değdirerek öper. Sonra efenin önünde diz çökerek, usulca yere koyar ve başı önde elleri kavuşturulmuş beklemeye başlar. Efe burada kızan adayına zeybeklikle ilgili sorular sorar; kurallar açıktır. Bu yükü kaldırıp kaldıramayacağını sorar Kızan adayı ”Yolumuz yolundur efem ser veririm sır vermem” der. Efe de elini kızan adayının sırtına koyarak yemin ettirir:

‘’Efenin söylediği sözden, gösterdiği izden, ayrılmayacağıma, dostunu dost, düşmanını düşman bileceğime masum, zavallının üstüne hiçbir zaman silah çevirmeyeceğime, serim gitse de sır vermeyeceğime, bu dağ başında, yiğitlerin önünde efemin huzurunda yemin ederim.’’

Kızan adayı defne ağacına saplı yatağanın altından yedi kere geçer. Diğer kızanlar da ağacın çevresinde yedi kez dönerek aynı şekilde yatağan atından geçerler. Efe yatağanı elleri arasına alarak zeybek duasına başlar. Dua bittikten sonra efe yatağanı kızana verir ve kızan da yatağanı üç kez öperek başına değdirir ve kuşağının arasına sokar.

Bunun üzerine Efe silahlığından bir pazubent, bir hamaylı çıkarır. Pazubent’i kızanın koluna, hamaylıyı da boynuna takar. Bunun anlamı kurşundan, nazardan, kötülüklerden koruması, yiğit olması dileğidir.

Tören bitiminde efe ağaçtan yatağanı çeker, kınına koyar ve hep birlikte ayağa kalkılır. Artık aday genç zeybekler arasına katılmış efenin kızanı olmuştur.

Zeybeklik kurumu dışarıdan bakıldığında açık bir şekilde görünmese bile belli bir düzen, belli bir örgütlülük söz konusudur. Herkesin belirlenmiş bir görevi vardır. Bu örgütsel yapıda:

1 Efe

2 Baş zeybek yada baş kızan

3 Kızanlar yada zeybekler

4 Yardımcı ve muavin çeteler

5 Haberci ve istihbarat ağı

6 Yatak ve barınma ağı

Efe örgütün başı yöneticisidir Örgütü tek başına yönetir, yönlendirir. Zeybek ve kızanlar onun bilgisi ve istemi olmadan hiçbir eylemde bulunamazlar, ondan habersiz hiçbir iş yapamazlar.

Efeler her türlü sıkıntıya, üzüntüye, baskı ve yıkıma sabırla, dirençle  dayanır.

İçinden geçenleri yaşadığı fırtınayı kimseye sezdirmez her zaman her yerde iradesine hakim olmak zorundadır.

Baş zeybek efenin birinci derece yardımcısıdır. Efe olmadığı zaman çeteyi o yönetir. Kızanların isteklerini efeye iletir.

Kızan çeteye yeni giren, baş zeybek ve zeybeklerden sonraki üyedir.

Çetenin günlük işlerini ve gereksinimlerini sağlarlar. Köy, kasaba ve şehirle ilişkileri yürütür.

Zeybekler sırtında üç telli cura ile dolaşırlar, bağlam yada cura çalmak, şarklı söylemek bir gelenektir.

Yardımcı çeteler ise ana çeteye yardımcı olmak, korumak, haberleşmek işlerini düzenlerler. Takip kuvvetlerinin dikkatini dağıtmak, ulaşılamayan noktalarda eylemde bulunmak ve lojistik destek sağlamak onların görevleri arasındadır. Emirleri efeden alırlar, ana çeteden ayrı olarak gezerler.

Haberci ve istihbarat ağı, çetenin bilgi edinme, gözetleme, ön araştırma ve inceleme işlerini yürütürler.

Yatak ve barınma ağı, yeme, içme mühimmat gibi gereksinimlerin giderildiği, çetenin sığındığı, barındığı, gizlendiği yerlerdir.

 Bütün bu kesimlerin alabildiğince güvenli olması, eksiklik olmaması, açık vermemesi zorunludur. Bu konulardaki en küçük hatayı hiçbir zeybek çetesi bağışlamaz. Hata yapıldığında bunun bedelini hayatlarıyla ödeyeceklerini bilirler. Zeybek töresine göre; yardım görülen evden ekmek yenir, su içilirse, o eve zarar verilemez. Kadın ve kızlara karşı son derece saygılı ve onların ırz ve namuslarının koruyucusuydular. Hiçbir zeybek kadına kötü gözle bakamaz. Zeybeklerin nerede ve nasıl konaklayacaklarını kendilerinde başka kimse bilmezdi. Dağları, geçitleri, koyakları, su başlarını, hangi dağda hangi yürüklerin konakladıklarını, köyde hangi tipte hangi silahın olduğunu, zenginleri ve ihtiyaç sahiplerini çok iyi bilirlerdi. Efenin gönderdiği kızanlar yataklar vasıtasıyla son haberleri getirir, en ince ayrıntısına kadar durum görüşülür, planlar tereddütsüz uygulanırdı. Takip ve baskınlar karanlık saatlerde seçilir, iz kaybetme, şaşırtma ve oyalama taktiği güdülürdü.

Her an ihtiyatlı hareket etmek zorunda kaldıklarından ayak seslerini bile ayırt etmekte ustaydılar. Bunun dışında inanılmaz derecede çeviktiler, çok hızlı kavrama, değerlendirme ve uygulama yetenekleri vardı. Bu kendilerini takip kuvvetlerinden farklı kılan en önemli özelliklerden birisidir. Düşünmeden harekete geçmezler, en akla gelmeyecek olasılıkları hesaplar ve ona göre harekete geçerlerdi. Öfkelerine, anlık duygu ve kızgınlıklarına göre iş yapmazlardı. Kendi deyimleriyle, ‘’öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır’’ diyerek her olayın ince ince hesabını yaparlardı.

Zeybekliğin kuralları: Toplumda düzen bozulur, bir kez hak edebilmek zora ve güce dayanırsa, orada dağların yasası egemen olur. Dağ yasalarının sahipleri ise bellidir; dağlarla iç içe yaşayanlar... Efeler, yiğitliği, mertliği, cömertliği, korkusuzluğu, sabırlılığı, yardımseverliği, olgunluk örneği davranışları, olayları değerlendirme ve silah kullanmadaki yetenekleriyle, çetedeki zeybek ve kızanlara sürekli örnek olmak durumundaydılar. Efeler, bekar kızan ve zeybekleri kendileri evlendirirler, masraflarını kendileri karşılarlardı. Ölüm karşısında soğuk kanlıydılar. Ölüme aldırmayan, korku duvarlarını aşmış insan ölümün kendisidir. Onlara göre; ‘’yiğit olan yiğit yaşadığı günün hesabını yapmaz.’’ Zeybeklik töresine göre efeler, yolsuzluğun ve haksızlığın yapıldığı yerde ezilen insanların hakkını korumakla yükümlüdürler. Halkı soyanlardan, ağalardan, tefecilerden aldıklarını ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar. Zorbalarla, soyguncularla, çapulcularla mücadele ederler. Halkın gözünde efeler, iyinin dostu, kötünün düşmanıdır. Hakseverdir ve doğruluğun yanındadır. Bir çok denemelerden geçmiş, kısa sürede nice yoğun olaylar yaşamış zeybekler, ağır başlı, kamil, temkinli insanlardı. Verdikleri sözü mutlaka yerine getirirlerdi. Aralarında yalan söyleyeni, düzenlerine uymayanı, barındırmazlardı. Sululuktan, saygısızlıktan hoşlanmazlardı. Övünmeyi ve kendini beğenmezliği sevmezlerdı. Az ve öz konuşurlardı. Bazen köylerde çeşme yaptırırlar, su yollarını tamir ettirirler, köy odalarının bakımını ve tadilatını yaptırırlardı. Yoksullara yardım, kimsesiz gençlerin çeyizini düzmek her zaman yaptıkları eylemlerdendi.

Giyimleri; Zeybekler giyimleriyle varlıklarını kanıtlar ve etkinliklerini arttırırlar. Bir anlamda zeybek giyimi sıradışılılıkla, farklı ve başka bir topluluğa ait olmakla örtüşen simgesel bir özellik taşır. Efeler, kendi giyimlerini özen gösterdikleri gibi, kızanların da en iyi, en güzel, en göz alıcı biçimde giydirmeye özen gösterirlerdi. Zeybek giyimi, yapımı uzun süren, incelik ve emek isteyen, ilk anda insanda saygı ve çekingenlikle birlikte ürperti uyandıran, insana heybet kazandıran, gösterişli ve ilginç bir giyim tarzıdır. Sanki doğanın renkleri tek tek efenin giysisindedir. Çiçekler doğadan koparılıp, takılmış gibidir. Kendine özgüdür, neden:

Kendine olan güveni, itilmişliğe, dışlanmışlığa ve ezilmişliğe karşı başkaldırıyı yansıtmak.

İçinde bulundukları konumu, sıradan insanlar olmadıklarını vurgulamak.

Kişiliği sembolize etmek, özgürlüğün ve onurun korunmasının görsel ve simgesel boyutunu sergilemek.

Doğa ile iç içe olduklarını göstermek

 

Giysi ve Takılar

Baş: Efeler, çuhadan yapılma nar çiçeği renginde, kozunlu başlık denilen püsküllü fes giyerler. Zeybekler ise kabalak takarlar. Üzerine genç kızların işlediği oyalı poşu bağlanır. İkisi de altına terlik denilen takkeyi takarlar. Üzerine iğne oyası işlemeli yazma sararlar. Püsküller arkadan sarkar.

İçte: Boyun ve kol ağızları iğne oyası işli  krem renkli, içlik denilen saf ipekten bürümcük giyerlerdi. İçliğin üzerine mintan (Kırmızı yada mor üzerine beyaz çizgili ipekten dokunmuş üstlük) Göğüs altına kadar gelirdi. Efeler yakalarını açık bırakırlardı, zeybekler ise kapatırdı.

Üst: Mintan üzerine cepken giyilirdi. Mintan boyunda ve çarpraz düğmeliydi.

Üst: Kartal kanadı gibi olan camadan, koyu renk üzerine siyah, ipek kaytan işlemeli. Sırma işli olanları kızanlar kullanırdı.

Alt: Kalçaya kadar gelen çakşırmenevreklerin kenarları da ipek kaytan işlemeli, ağları yaklaşık üç metre, uçkurun geçtiği bele yakın olan yer kırmızı ketenden idi. Uçkurların uçları motifli işlemeli ve açıkta. Boyları ise yörelere göre değişir. (İpeği çok kullanmalarının nedeni: Bıçak gibi aletlerin keskinliğini azaltmak için)

Ayakta: İşlemeli çuhadan tozluklar, yada kepmen denilen deri tozluklar. Sonraları efeler kayalık denilen işlemeli çizmeleri, zeybekler ise kırmızı yemeni, çarık pabuç, son olarak kara çizme kullanmışlardır.

Belde: Dolgukuşak, üstüne renkli desenli ipekten şal kuşak. Üstüne aşağıdan yukarı sarılan, uçları sol taraftan sarkan geniş kolon.

Üzerine: Silahlık, efeler işlemeli ve tek kayışlı, yedi kat silahlık kullanırlardır. Silahlı katların arasına yatağan denilen sapı iki kulaklı bıçak ile kubur denilen ateşli silah yerleştirilirdi. Kubur sap kısmından boyun kordonuna bağlanarak güvenceye  alınırdı. Silahlığın yanında maşa denilen iki halkalı, diğer ucu çatal dilli, özel muhafazalı demir çubuk sarkar. Olmazsa olmaz bir parçadır. Pala bilemek ve kamayı köreltmek için kullanılır.

Yağlık: Kırmızı,mor yada bordo ipek kumaş üzerine, kırma tel işlemeli , tam kare şeklindeki yağlıklar da silahlığın sol üst yanına takılır.

Kolda: Sağ kol üstüne inançlarına göre kurşun geçirmezliği sağlayan pazıbentler takılırdı. Zeybek olunca takılar ölünceye kadar çıkarılmaz. Asıl tılsımları boyundan geçirilip koltuk altına sarkıtılan hamaylıdır.

Soğukta: Aba

Yağmur ve Tipi : Kepenek.

Köstekler: Girit ve Arnavut usulü.

Aksesuarlar: Koltuk altı bıçağı, gümüş tütün tabakası, kehribar tesbiği ve ağızlık, çakmak taşı ve kav, yaralanmalar için yapağı.

 

Zeybek oyunları:

Oyunları,yürüyüş, diz çöküş, geri dönüş, eğilme, yeri avuçlama, sıçrama ve yekinmeler ve diz vurmalardan oluşur. Oyunlar açık yerlerde, meydanlarda, çoğu zaman davul zurna eşliğinde, kapalı yerlerde ise Cura ve bağlama eşliğinde oynanır. Davul zurnayla, oyun oynarken genellikle çift zurna kullanılır. Zurnalardan biri ezgiyi çalarken, diğeri dem tutar. Tek zurnalı zeybek ezgisi olmaz. Zeybeklerin oynadığı oyunlar efe oyunlarına göre daha hareketlidir. Kızanların oyunları ise uçarı, yeğnice ve devinimlidir. Efe oyunu bir kişi ile oynanırken, zeybeklerin oyunu ise genellikle, iki yada dört kişiyle oynanır. Kızanların oyunu ise topluca oynanır. Oyun süresince , seyirciler “ Haydi efem “, “esteeee” diye bağırırlar. Zeybek oyunları , kahramanlık, mertlik, cömertlik, aşk, yengi, başkaldırı motif ve duygularıyla yoğrulmuş bir oyun türüdür. Motiflerde ilk olarak göze çarpan, gurur ve heybetli duruş halidir.

Efe oyuna davet edilmeden çıkmaz. Davet edildikten sonra efe kuş hafifliği içinde güvenle yerinden kalkarak oyun yerine çıkar. Öncelikle meydanın çevresinde oturan büyüklerinin karşısında durur . Hafifçe açık duran sağ ayak, sol ayağa sertçe vurulur. Daha sonra az yana açılıp yere basılır. Sonra ellerini toprağa sürerek oyuna başlar. Oyun, yürüyüş, gezinme, diz çöküş, yere düşüş, eğilme, yeri avuçlama, sıçrama, yere diz vurma ve yekinmelerden oluşur. Oyunu yine selamlama ile bitirir.

 Zeybeğin elini toprağa sürmesi, topraktan güç aldığı, bu toprakların sahibi olduğu anlamına gelir ve de parmaklarının iyi şıklaması için elini toprağa sürer.  Oyunda gezinme ise, sınırlarını çizdiğim bu topraklar benimdir anlamına gelir. Zeybeğin oyunu kartalın hareketlerine benzer. Kartalın hareketsiz duruş anından, uçuş, süzülme, kanat çırpma ve konma anına kadar olan süredeki olan hareketlerin yorumlanması olarak değerlendirilebilir.

SONUÇ:

Tarih ve mitolojiyi incelersek  bir çok kahramanlık hikayeleri ile karşılaşabiliriz. Ortaçağda şövalyeler, doğuda samuraylar, Cervantes’in hayali ama belki de gerçek kahramanı La Mancha’lı Don Kişot, Mitolojide, Herakles, Theseus, Odyseus, Arjuna, Gılgamış vs... Peki neden bu kadar çok kahramanlık destanları ve olayları var? Çünkü insanın içinde bir kahraman var. Sadece yaşam sürdürmenin ötesinde, onurlu amaçlar için yaşamak isteyen bir yanı var. Şanslıyız, çünkü kahramanlık idealini yaşatmaya çalışmış örneklere biz de sahibiz, hem de çok yakın bir tarihsel dönemde.

Doğada ve toplumda değişim sonsuzdur. Kendini yaratan koşullar ortadan kalkınca, efelik ve zeybeklik de tarihsel ve toplumsal misyonunu tamamlayarak ortadan kalkmıştır. Günümüze kalan ise, kültürel değerler bağlamında yalnızca giysileri, destanları, dans ve türküleridir.

Zeybekler kendileri için yaşamamışlar, hak ve adalet için yaşamışlardır. Hak ve adaletin  kuvvetli savunucuları olmuşlar ve gittikleri yerlere bunu taşımışlardır. Tarih sahnesine erdemlerin uygulayıcısı olarak geçmişlerdir. Onların hareketlerinin, eylemlerinin temelinde insan sevgisi yatmaktadır. Erdemlerin olmadığı, başıboşluğun, disiplinsizliğin olduğu yerde asıl yenilginin kendisini yaratacağını bilirlerdi. Bu yüzden her zaman kendilerini kontrol altında tutarlar ve kişiliklerini arka plana koyarlardı.

 

 Bütün bunlar günümüz insanının unuttuğu ve artık hatırlaması gereken değerlerdir. Hatırlamak için sembollere ihtiyacımızın olduğu şu günlerde bizim için, yaşamlarından bir çok ders çıkarabileceğimiz, anlamlı bir semboldürler.

 Belli ki günümüzde kahraman olmak için belimize bir silah takıp gezemeyiz. Ama belki de erdemleri takıp gezebiliriz. Tarihin bu döneminde çok daha farklı kahramanlara ihtiyaç var. Konforun ve rahatlığın hayatın anlamı olduğu günümüzde, karşılaştığımız olaylarda, daha adil, ölçülü, cömet, sabırlı oldukça, zor olanı, basit olana tercih ettikçe, kahramanlık fikrini günümüze uygun bir biçimde yaşatabiliriz. Bunu engelleyen şeyler dışımızda değil, içimizdedir.

 

 

KAYNAKLAR

 

 

1 EFELER

               Kökenleri, eylemleri,  töreleri, dansları, giysileri

               Aydın Valiliği İl Özel İdaresi Yayınları No: 3 1991

            2 Ege’ de Eşkıyalar

                Sabri Yetkin

                 Tarih Vakfı Yurt Yayınları

            3 Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi

               Ali Haydar Avcı

                Kitap Deyince yayınları

 

HAZIRLAYANLAR

CEMİLE AKBİNAR 

NUR KOCASOY

MUSTAFA ÖNSAY

BESTE KOLAYLIOĞLU

ÖZLEM ŞARKICI

UMUT İLHAN

 

 
 
Etiketler
efeler, efelik, zeybekler, zeybeklik
BURADA ARA

KATEGORİLER
Ben
 
Dünyam
 
İletişim
 
İlim
 
İşim
 
Ülkem
 

SEÇİLENLER

ESKİ YAZILAR

ANKET

Web sitemizin yeni tasarımını beğendiğiniz mi?

Evet
Hayır


E-BÜLTEN ÜYELERİ
E-posta üyeliği ile en son haberleri alacaksınız.
E-posta Adresiniz:

Adınız, Soyadınız:


ETİKETLER